Volta

Balat’taki babadan kalma evinden atkısı, beresi, güvenlik montunu takınıp, arkasına öğle yemeğini koyduğu Volta motoruna binip, o yağmur ve soğukta durmadan sağ eline dayanıyor, rüzgâra ve yağmura, yalnızlığına inat basıyor gaza.

Brüt 2000, net 1600 TL maaşıyla, brüt Türklüğünü sevip onu koruyor. Arkasından gelenleri maaşının yarısını döktüğü sigarasıyla öğütlüyor: “Bakın oğlum, Türkiye’de ne olacağı belli olmaz. Siz ona göre tedbirinizi alın. Ben okuyabilseydim neler olurdu, bakmayın bana…”

Denemiş, olmamış, sonra da denemeye mecali kalmamış. Volta’sında soğuğa razı gidiyor, akşamın 6’sında da dönüyor. Yarım, olmamış, yamalı. Kendine razı değil, gölgesi kaybolmuş. İyiliğinden aldığı cesaretle kendini düşünmemiş. Hayattaki yaşamak için yırtma halini, hırsını ayıp bilmiş, ona kanmış, yürüyememiş.

Yalnız şunu iyi öğrenmiş: “Maaşımı düzenli alıp emekliliğimi doldurduğumda bu hayat bana istediğimin bir kısmını verecek, bunu beklemeliyim.” Ardında bıraktığı on tişört, on beş beyaz gömlek ve ulaşamadığı kadınlar, hayaller, kelimeler… Şimdisi Volta’sı. İsmi kendine münhasır motorlu taşıt, üstündekinin hayattaki varlık nedenini açıklıyor kendince. Oradan şuraya, şuradan da yeniden oraya: Volta.

Yorum Yap