7 Yıl Bekleyen Bir Belgeselin Hikayesi: Suyun Hakkı

Film yayınlanmadan önce, film yapımını, yönetmenliğini ve bu süreci tek başıma nasıl sürdürdüğümü anlatan bir video kaydetmek istedim. Suyun Hakkı, 2024 yılında kurgusu ve üretimi bitmiş bir iş olmasına rağmen festival süreçleri nedeniyle 2026 yılına kadar izleyiciyle buluşamadı. Kenya’da geçen bu su belgeselinin arkasında, bir fikre inanmanın ve yedi yıl boyunca o fikrin ağırlığıyla yaşamanın teknik ve psikolojik bir hikayesi var.

Sadece Farkındalık Değil, Çözüm Odaklı Bir Belgesel

Su krizi dünyadaki en temel yaşam hakkı problemlerinden biri. Bu konuda verilerle durum tespiti yapan, suyu kaybettiğimizde başımıza nelerin geleceğini anlatan pek çok belgesel mevcut. Ben Suyun Hakkı’nda farkındalık yaratmanın ötesine geçmek, çözümü ve devletlerin bu süreçteki rollerini sosyolojik bir düzlemde tartışmak istedim. Araştırdıkça konunun sadece çevresel değil, küresel politikalarla doğrudan ilişkili bir organizasyon problemi olduğunu gördüm.

YTÜ Mezuniyet Projesinden İlk Adımlar

Projenin temeli 2018 yılında, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde öğrencisiyken atıldı. Bitirme projesi olarak teslim etmek üzere Kenya’ya gittim ve orada belgeselin bir fragmanını hazırladım. Ancak sadece lojistik bir süreci ya da su arıtma ekipmanlarının yolculuğunu gösteren düz bir video çekmek istemiyordum. Derinleşmek, doğru insanları bulup röportajlar yapmak ve konuyu felsefi bir zemine oturtmak gerekiyordu. Bu niyet, prodüksiyon sürecini yıllara yayacak bir serüvene dönüştürdü.

Bağımsız Yapımcılık ve Sponsorluk Süreci

Büyük bütçeli, her imkanın önünüze hazır sunulduğu konforlu alanlarda film yapmakla bir fikrin peşinden gitmek arasında ciddi bir fark var. Bağımsız sinemada sponsor bulma süreci, bazen prodüksiyonun kendisinden bile önce gelir ve daha fazla enerji tüketir. Bu yüzden peşinden koşarken yorulmayacağınız, gerçekten teslim olmak istediğiniz bir projeye başlamanız gerekiyor.

Benim Kenya sürecim, Timur Makzume’nin lojistik projesini kaydetmemi istemesiyle başladı. Proje, İstanbul’da hazırlanan su arıtma ekipmanlarının Nil Nehri’ndeki kriz nedeniyle Güney Sudan’ın başkenti Juba’ya taşınmasını içeriyordu. Lojistik operasyonu Timur Beyler üstlenmişti ve benden bu yardım projesinin hikayesini anlatmam istenmişti. Afrika’ya gitmek ve oraya bütçe bulmak her zaman mümkün olan bir durum değil. Bu lojistik operasyonu bir fırsat olarak gördüm, bitirme projemi destekleyecek şekilde çekimlerimi planladım ve böylece bağımsız sinemadaki o zorlu sponsorluk aşamasını yapımcımız sayesinde hızlıca geçmiş oldum.

Sahadaki Gerçek: 3-5 Kilometrelik Su Hatları

İlk kez Afrika’ya gidiyor olmanın getirdiği kişisel motivasyon ve orayı deneyimleme isteği, sahaya indiğim an yerini konunun gerçek ağırlığına bıraktı. Bölgede su olmasına rağmen bu su insanların çeşmelerinden akmıyor. İnsanların ellerinde, sırtlarında, motorlarla ya da eşeklerle kilometrelerce ötedeki depolama alanlarından su taşıdığını, yollarda su aradığını çıplak gözle görmek belgeselin sorumluluğunu tamamen değiştirdi.

7 Yıllık Zorlu Bekleme Süreci

Sahada bir haftalık çekim yaptıktan sonra bu proje tam yedi yıl bekledi. Önce Kenya’dan yola çıkan ekipmanların Uganda sınırından geçmesini ve Güney Sudan’a varmasını bekledik; çünkü sınır geçişleri için vaktimiz kısıtlıydı. Ekipmanlar ulaştıktan sonra kurulum süreçleri başladı. Bu esnada Güney Sudan’daki siyasi anlaşmazlıklar, bitmek bilmeyen iç karmaşalar ve araya giren pandemi dönemi bekleme süresini tahminimizin ötesinde uzattı.

Bir yönetmen için elinde bitmemiş bir işin ağırlığıyla yaşamak, “bu film neden bitmiyor” sorusuyla uyanmak oldukça yıpratıcıdır. Bu aşamada kendinize sürekli bunun sizin projeniz olduğunu ve ne olursa olsun bitirmeniz gerektiğini hatırlatmanız gerekiyor. Ekipmanların nihayet kurulduğunu öğrendiğimizde, İstanbul ve Çanakkale ayaklarındaki röportajları tamamlayarak kayıt sürecini noktaladık. Projeye su hakkını savunmak, sosyolojik meseleleri tartışmak ya da sadece bana destek olmak için dahil olan herkesin emeği çok büyüktü. Metin Sözen Hocamızın da desteği bu süreçte çok önemliydi; projeyi bitirdikten bir yıl sonra kendisini kaybettik. Onun mirasını bu belgeselde yaşatmak benim için ayrı bir onur.

Post-Prodüksiyon: Kurgu ve Renk Aşaması

Kurgu aşamasına geçtiğinizde kendinize katı bir takvim belirlemek zorundasınız. Kendi kemerinizi sıkmalı ve projeye odaklanmalısınız. Belgeselin kurgusunu tam altı ayda tamamladık ve ardından renk aşamasına geçtik.

Post-prodüksiyondaki en büyük teknik zorluğumuz, aradan geçen yedi yıl içinde teknolojinin ve eldeki imkanların değişmiş olmasıydı. Kenya’daki çekimleri eski Blackmagic Pocket Cinema Camera ile yapmıştım; yıllar sonra İstanbul’daki röportajlarda ise Blackmagic Ursa Mini ve Fujifilm X-T3 kullandık. Araya giren GoPro kayıtları da cabasıydı. Farklı kameralardan gelen ve renkleri birbirini tutmayan bu ham görüntüleri Sabri Hasdal başarılı bir renk düzenleme süreciyle eşitledi ve görsel bütünlüğü sağladı.

Filmin Ruhu: Müzik ve Ses Tasarımı

Belgeselde seyirciyi ayakta tutan en önemli unsur müzik ve kurgunun ritmidir. 2019 yılında Ömer Faruk Çeven’in yaptığı bir ana temamız vardı, kurgunun akışını o müziğe göre şekillendirmeyle başlamıştık. Daha sonra filmin genel müziklerini Yaız Oral tamamladı. Ses tasarımı aşamasında Tuğrul Gültepe ve Oğuzhan Gedik çalıştı.

Altyazı ve çeviri süreci ise belgeselin iki dilli yapısından dolayı oldukça meşakkatliydi. Kenya’daki röportajların ham hallerini Orhan Gökalp Büyükuysal çevirerek bize teslim etti. Sonrasında Bedirhan Şahin devraldı. Bölgedeki insanların İngilizce konuşma aksanları yerel kodlar içeriyordu; hatta belgeseldeki şoförümüz Dickson’ın suyu telaffuz ediş biçimi filmin ismine ilham veren etkenlerden biri oldu. Jehan Barbur’un da önerileriyle ses tasarımı birleşince, belgesel nihayet işitilebilir ve izlenebilir bir forma kavuştu.

Festival Stratejisi ve Altın Portakal Serüveni

Bağımsız sinemada festival planlamasını doğru yapmak gerekir. Filmi büyük festivallerden başlayarak aşağıya doğru dizmek genel bir stratejidir. Biz de bu doğrultuda hareket ettik ve Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden olumlu yanıt aldık. Filmin belgesel kategorisinde finale kalması, orada gösterilmesi ve Antalya seyircisiyle buluşması yedi yıllık emeğin karşılığı niteliğindeydi. Ardından iki yıl boyunca uluslararası festivalleri hedefledik ve Rusya’daki Peterburg (PeterDoc) Film Festivali’nde filmin uluslararası gösterimini gerçekleştirdik. Bir filmin tamamlandığını hissettiğiniz an, ulusal ve uluslararası festivallerde seyirciyle kurduğu o bağdır.

Neden YouTube’u Tercih Ettim?

Festivallerden sonra filmi bir dijital platformda lisanslamak istersiniz fakat Türkiye’de belgesel sinemaya olan ilgi ve satış rakamları oldukça düşük. Hatta bir platformun, “yönetmen olarak isminiz sistemde görünür” diyerek filmi ücretsiz isteme cüreti göstermesi bu sektörün acı bir gerçeği. Bir yönetmenin hayatını sürdürebilmesi, zamanından ve ömründen verdiği bir projenin karşılığını maddi ya da manevi olarak görebilmesi gerekir.

Rakamların bu kadar değersizleştiği bir ortamda filmi satmak yerine kendi YouTube hesabımda yayınlamaya karar verdim. İki yıl boyunca hiçbir karşılık almadan ücretli bir platforma bağışlamaktansa, bu platformda doğrudan izleyiciyle buluşup su meselesini özgürce tartışmayı daha doğru buluyorum.

Yapay Zeka Dünyasında “Gerçek” Olanın Önemi

Günümüz dünyasında yapay zekayla kurmaca filmler üretilebiliyor, ileride bu durum kurmaca sinemaya olan ilgiyi farklı bir yere evriltecek. Yapay zekanın her şeyi üretebildiği bir çağda “gerçek olan”, sahaya inilerek çekilen belgeseller daha önemli bir hal almaya başlıyor.

Bir film çekmek, bir iş kurmaya benzer; ekibi yönetmek, bütçeyi planlamak ve emek zincirini korumak gerekir. Türkiye’de emeğinin karşılığını alamayan çok fazla sinema emekçisi var ve bu sektörü profesyonel yürütmek hepimizin sorumluluğu.

Suyun Hakkı artık festival ve yapım yolculuğunu tamamladı, artık seyirciye emanet. Şimdi sizi Kenya’daki, Güney Sudan’daki o insanları tanımaya ve dünyamızın asıl sorunları üzerine düşünmeye davet ediyorum. “Savaşta bile suya saldırılmamalı, barajlar bombalanmamalı ve çocuklar susuz bırakılmamalı.”

Suyun Hakkı şimdi YouTube’da yayında.

Yazar: Onur Mehame

yağmur yağacak güzel bulutlardan, güneş doğacak.

Exit mobile version